Srebnetisa, diğerleri ve biz…

Büyük acılar hem insanların hem de toplumların hafızalarında yer eder. Kimi zaman varolmak kimi zaman da ayağa kalkmak için bir başlangıç noktası haline gelir. Yokolamanın eşiğinde bulunan her canlı gibi insan da beklenmedik bir dürtü ve güçle kendini korumaya çalışır. İnşa edilen bir kişilikten, bir ülkeden çok daha fazlasıdır; bir bilinçtir. Ve bilinç olmadan ne insanlar ne de ülkeler hayatta kalamazlar. Gerçekten kalamazlar mı? Öylesine biyolojik bir varlık olarak yaşayıp ölemezler mi? Maalesef biyolojik ömürlerini bilince ihtiyaç duymadan tamamlayan insanlar var. Sadece teorik düzeyde olsa bile var. Yoksa Hollandalı askerler Srebrenitsa katlima için kendilerini vicdanlarını aklamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Eğer bu zorunluluk olmasaydı sadece birer organizma olarak bakabilirdik onlara. Ama bugün insan kasabı bile kendisini haklı ve masum görebiliyor.
Bugün insanlık suçu işleyene ve suça göz yumarak ona ortak olana kızmak yerine kendi bilincimize bakmalıyız. Başkasını ayıplarken farkında olmadan onun durumuna veya ondan daha kötü bir duruma düşebiliriz. Sanal alemde lanetler okunmuyor artık, kopya yapıştır devri de geride kaldı, sadece bir tuşa basarak ortak oluyor tel’ine. Ve yeterli geliyor. Bir dakika sonraki anlık iletide tatil keyfimizden veya hayat neşemizden hiçbirşey eksilmemiş oluyor. Ne acılarımız ne sevinçlerimiz ne de hassasiyetlerimiz hayatımızda görünür bir etki oluşturmuyorsa durup düşünmek gerekmez mi?

Reklamlar