kayıp kitap

yazılacaklar listesi, hafızamın zayıflığı sayesinde çok uzamıyor. bir ileri iki geri ortalama bir seviyede kalıyor. bu arada gündemler değişiyor, kitaplığım boşalıyor, mevsimler değişiyor. ben de boş durmuyorum elbette, ufak tefek karalamaları ya çöpe atıyorum, ya da bilgisayar çökünce kurtarmayı düşünmeden yeniden başlatıyorum. oysa hayat yeniden başlamıyor asla. her doğan gün bir öncekinin mirasıyla uyanıyor insan. en azından ben öyle uyanıyorum. gözlerimi açmadan daha, duyduğum kuş sesleri, açık pencereden giren ılık rüzgar, yağmurun tozlu sokaklarda havalandırdığı koku… hepsinin bir karşılığı var zihnimde. yağmur sonrası güneşle yıkanan gümüş bir sokakta çirkin elektrik tellerinin, taşmış çöp konteynırlarının bile izi var.
kaybolan kitaplarımın hikayesini anlatmak ne güzel olurdu. ama sanırım bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. çocukça bu tutkuyla okuduğum bir kaç kitap pek de derinlikli bir bilgi ve zevk oluşturmuyor nihayet. küçük ve saf tutkular olarak zevk verdiklerini itiraf etmeliyim, ama bunun bir kıymet arz ettiğini iddia edemem.
proust’u kıskanmalıyım galiba.
gerçi masum bir zevk olurdu herhalde bir iki kitap üzerine birşeyler karalamak. ne var ki bu kitapların hiçbiri masum değil, tıpkı benim gibi. kıyıda köşede bir dosya arasında unuttuğum metinlere bakıyorum zaman zaman, geçmişten gelen tanıklıkları karşısında afallıyorum. kimi çok içten kimi çok yakıcı. kimini anlamak için hatırlamaya çalışıyorum, ne olmuştu da yazmıştım bunları, diye. vicdan yetmeli insana. ikinci bir şahide gerek var mı? neden zamanın bir yerinde kaydetmek isteyeyim ki vicdanımı, kendi varlığını benimle devam ettirmesi yetmez mi? ya da nasıl olur da şaşırıyorum eski metinleri okurken?
sadece isimlerini kaydetsem buraya, bu bile yeterli olmaz mı? sadece bir iki kitap ismi, kimse hiçbirşey anlamayacaktır.
google bile.

Reklamlar