Tanzimat Dönemi İstanbul Basınında Kredi

Buraya kadar doğrudan ticareti konu alan makaleleri inceledik. Bunların dışında ‘İtibar’ konusunu ele alarak ticarete ilişkin görüşlerin açıklandığı makaleler de yayınlanmıştır. İncelemeler sırasında da görülebileceği gibi, ‘itibar’ bahsinde konu edilen, değişen ekonomik yapının bir zorunluluk olarak ortaya çıkardığı uygulamalardır. Basında bu yönde yayınların görülmesi, meselenin dar bir çevre ile sınırlı kalmayarak genele yayıldığını gösterir.

Tercüme Odası çalışanlarından Mehmed Şerif Efendi tarafından kaleme alınan ‘İtibar-ı Umumii Ticarete Dairdir’ başlığını taşıyan yazı Tercüman-ı Ahval’in 105, 106, 107, 108 numaralı nüshalarında parça parça yayınlanmıştır.

Müellif yazısına ‘itibar’ın tanımını yaparak başlar:

“Ticarette kredi veresiye olarak görülen alış verişlerden kaynaklanır”[1]

Müellif, ‘bir süre ’ ve ‘vade’ çerçevesinde yapılan alış verişi veresiye olarak tanımladıktan sonra, bu alış verişte bir tarafın alacaklı diğerinin de borçlu olduğunu ve borçlunun alacaklısına, borcuna karşılık bir borç tahvili vereceği, bu tahvilin para makamında kullanılarak alış veriş işlemlerinde kullanıldığını ifade eder. Konusunu daha açık bir şekilde izah etmek amacıyla da meseleyi bir örnek (Osman ve Mustafa adlı iki kişi arasındaki alış veriş) üzerinden anlatmaya devam eder.

Kredinin faydalarından birisi olarak yüz bin kuruş sermayesi olan Avrupalı bir tüccarın kredi sayesinde beş yüz bin kuruş tutarında iş yapabileceğine, ödeme ve tahsil noktasında kullanılacak bu yöntemle servetini arttırabileceğine işaret edilir[2]. Şu halde kredi servetin oluşturulması yolunda kullanılabilecek bir yöntemdir. Daha başta belli bir süre ve vadenin varlığına işaret edilmişti, bu sınırlar içinde dikkatlice kullanılacak krediler hem borçların ödenmesi hem de servetin arttırılması noktasında fayda sağlayabilir.

İtibar, bu anlamda büyük işlerin başarılabilmesi ve tüccarın servet sahipleri arasına girmesine bir vesile olmaktadır. Bunun yanında ödemelerde de çeşitli faydalar sağlanabileceği bildirilmektedir. Ülke dışında bulunan bir tüccar beğendiği bir malı almak için illaki üzerinde nakit bulundurmak zorunda değildir. Bunun yerine kredi kullanarak alış verişini gerçekleştirir. Alacaklısına verdiği tahvil çeşitli yollar ile borçlusuna ulaşarak işlemler tamamlanmış olur. Ve tahvil doğrudan doğruya borçluya da ulaşmayacak, birçok ödeme ve tahsil işleminde kullanılacaktır. Bu sayede sadece tahvili veren kişi değil, birçok kimse fayda sağlayacaktır[3].

Müellif, işlerin her zaman yolunda gitmeyeceğine, bazen elde olmayan nedenler çeşitli aksaklıklar olabileceğini ve bu durumda artık iş yapma imkânı kalmadığında iflas’ın tabi bir son olduğunu ifadeyle, bunun dahi belli sınırları olduğuna işaret eder. Bu bapta İngiltere ticaret kanununa işaretle, ırz ve namusuyla çalışarak itibar kazanmış bir kimsenin muhtelif felaketler neticesinde iflas etmesine karşılık bir süre sonra yeniden ticarete dönebileceğini, ancak haramzadelik yoluyla geçinerek onun bunun parasının üstüne konan ve bir süre sonra da borçlarını ödeyemez halde gelen kimselerin ise bir daha ticarete dönemeyeceklerini belirtir[4].

Makale burada devamının daha sonra yayınlanacağına işaret[5] ile biter, devamı 106 numaralı nüshada yayınlanır[6].

Bu nüshadaki metin bir poliçe örneği ile başlar. Buna göre poliçede alacaklının adı, borcun miktarı, borcun tarihi ve ödeyecek kimsenin adı yer alır[7]. Bu şekilde bir poliçe örneği verildikten sonra, poliçe verildiğinde veren kişin belgenin arkasına adını ve imzasını koymak zorunda olduğu belirtilir.

Dikkat çekici bir nokta olarak müellif, tüccarların nakde sıkıştıkları dönemlerde ellerindeki poliçeleri bankalara götürerek, üzerindeki fiyattan daha düşük bir meblağa kırdırmak suretiyle nakit ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini ifade etmektedir. Bankaların bu işlemleri gerçekleştirmeleri neticesinde tüccar, elindeki poliçenin süresi dolmadan da parasını alabilmektedir. Tabi bu durumda ortaya çıkacak iskonto da bankanın kârı olacaktır.

Poliçeler, şehirlerarası para transferi işlemlerinde de büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Çünkü büyük meblağların bir şehirden diğerine nakli sıkıntılı ve tehlikeli bir süreçtir. Sigorta ettirmek düşünülebilirse de, sigorta maliyetleri dikkate alındığında bu seçeneğin de tam bir çözüm sunmadığı görülür. Fakat poliçeler ile yapılacak ödemeler, tüccar için en emin ve en zahmetsiz yoldur. Bunun için bizzat kendi elinde poliçe olmayan tüccarlar da başkasından poliçe temin edebilirler[8].

Poliçe, alım-satım işlemlerine konu olacağına göre fiyatlarında değişmeler olabilir. Poliçelerin alınıp satılması esnasında verilen ‘akçeye kambiyo fiyatı ismi verilir’ denilerek kambiyo fiyatı tanımlanmıştır. Bu fiyatın düşük ya da yüksek olması haline işaret edilmiştir[9].

Makale bu şekilde kambiyo işlemlerinin ve fiyat hareketlerinin kısaca tanımlanmasıyla bitirilmiştir.

Üçüncü makalede, öncelikle dış ticaret üzerinde durulmaktadır. Şehirler –ve doğal olarak ülkeler- arasındaki ticaret poliçeler yardımıyla yürütülürken bu poliçelerin fiyatları ithalat ve ihracatın karşılaştırılmasında bir araç olarak takdim edilmektedir. Buna göre bu oranlar bir tarafın lehine olabileceği gibi her iki tarafın da eşit hacimlerde ticarette bulunmaları da mümkündür. İthalat ihracat noktasında dikkate alınacak nokta bir beldede bir başka beldeye ait poliçelerin ne miktarda bulunduğudur. Miktarın az veya fazla olmasına bağlı olarak poliçelerin fiyatları da değişecektir[10].

İthalat ihracat karşılaştırmasında, gümrük düzeninin ve tarifelerinin ülkenin ziraat ve sanayisi lehine olarak ‘hakim’ ve ‘müşfikane’ bir şekilde düzenlenmesi gerektiği vurgulanır. Ayrıca sanayi ve ticaretin geliştiği, faaliyet gösterdiği alanların da düzenlenmesi ve bu mahallerinin güvenliğinin sağlanması gerekmektedir. Aksi halde ithalat ihracat dengesi ülkenin aleyhine olarak kambiyo fiyatlarında dalgalanmalar olacaktır[11].

Mübadelenin leh ve aleyhte olması bu şekilde belirlendikten sonra, Avrupa ile olan ticaret konu edilir. Buna göre Avrupa tüccarları Osmanlı Devleti ve ecnebilerle olan işlerinde sıklıkla poliçe kullanmaktadırlar. Fakat bu usul Osmanlı ekonomisi içinde yeterince gelişmemiştir. Bu usulün yeterince benimsenmeyişi ticaret ile uğraşanların eksiklikleri ve gereken mahallerde bankaların açılmamasından kaynaklanmaktadır[12].

Bankalar ticaretin, özellikle poliçelerin kullanılması konusunda yeni bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Müellif, bankaları poliçe işlemlerinin gerçekleştirile-bilmesi için son derece lüzumlu görmektedir. Hatta bu sayıdaki yazısını da daha önce Tercüman-ı Ahval’in 84 numaralı nüshasında yayınlanmış, bankaların konu edildiği yazıya atıfla bitirir; bankaların çoğalmasıyla sadece poliçe ticareti yapan tüccarlar ortaya çıkmıştır, bu durumda da kimse poliçeyi ilk veren kişiyi aramamakta bütün işlerini ‘bankacılar’ ve ‘poliçe simsarları’ aracılığıyla halletmektedir. Bu sayede klasik ekonomik sistemde bilinirlik, güvenirlik olarak değerlendirebileceğimiz ‘itibar’ o konuda özelleşmiş bir grup yeni tüccarın iş sahası haline gelmektedir.

Serinin son yazısı 108 numaralı nüshada, aynı başlığın altında fakat (Kredinin İyi Kullanılmasıyla Kötü Kullanılması(nın) Sonuçları[13]) ibaresiyle yayınlanmıştır. Bu yazıda genel olarak tüccardan birkaç kişinin bir araya gelerek iş kurmak için bir sermaye teşkil etmeleri bu sermaye ile hem arzuladıkları işleri yapmaları hem de sağlam bir bankaya bir sene sonra faizini almak üzere koymaları üzerine gerçekleşecek işlemler anlatılmaktadır. Eğer bu tüccarlar itibarlı kişilerden müteşekkil ise halk da bunlara güvenerek işlemler yapacak ve neticede tüccarlar oluşturdukları sermaye sayesinde hem kurdukları işte hem de faizde kazanacaklar ve ‘bir taşla iki kuş vurmuş’ olacaklardır. Fakat kendilerine güvenilmeyen kişiler iseler bu kazancı elde edemeyeceklerdir. Müellif, makalesini, itibarını yüksek tutan tüccarın daima kazanacağını buna karşılık aksi yönde hareket eden bir tüccarın ise ‘zarar’ ve ‘hüsran’a uğrayacağı hükmüyle bitirir[14].

Bu yazılar 1278 (M. 1861) senesinde yayınlanmıştır. Hakayik-ul Vekayi gazetesinde 1289 (M. 1872) yılında, yani yaklaşık 11 sene sonra bu makalelerdekine paralel fikirlerin yer aldığı bir makale[15] yayınlanmıştır. Makale hemen hemen aynı noktalara yapılan işaretlerle başlar. Medeniyetin gelişmesiyle beraber artan ihtiyaçların karşılanmasında, ödeme ve tahsil işlemleri kredi ile mümkün olur. Ticaret, sarraflık ve sair işlerin her biri itibar (kredi) ve emniyet üzere mümkün olur. Bu iki unsur mevcut olmadıkça ne ziraatta ne de diğer sanayi dallarında süreklilik ve ilerleme mümkün olmaz.

Bu genel girişten sonra asıl üzerinde durulan nokta bankalar olmuştur. Mehmed Şerif Efendi, ‘İtibar’ konulu yazılarında bankalara işaret etmişti ancak bu makalede itibarın derecesi doğrudan bankalarla ilişkilendirilmiş ve ardından bankalar üzerinde bilgi verilmiştir.

Milletlerin gelişmişlik ve refah seviyeleri kazanmış olduklar itibar nispetinde olup bu durum ancak sahip oldukları bankaların sayısı ve türleri üzerinden müşahede edilebilir. Eğer bir memlekette bankaların sayısı fazla ise o memleket mamur ve refahını yükseltmek yolundadır. Fakat bankaların sayısının çok olması da tek başına yeterli değildir. Bir ülkede birçok banka bulunmasına karşın bunlar devlete veya bir sınıfa has bazı imtiyaz çerçevesinde işlem yaparlarsa ortaya çıkacak fayda tüm topluma yayılmayacak ve neticede sınırlı kalacaktır. Faydanın tüm topluma yayılabilmesi için bankalar tüm topluma hizmet edecek bir biçimde tesis edilmelidirler. Çünkü ancak bu durumda herkes kredi kullanmak suretiyle iş yapabilir. Geniş kitlelerin iş yapması sayesinde devlet de gelirlerini arttırmak yoluyla kazançlı çıkacaktır[16].  Bu sayede hem halka hizmet edecek bankaların tesis edilmesi savunulmakta hem de kredi kullanarak iş yapmanın hem bireylerin hem de devletin faydasına olacağı ileri sürülmektedir. Bankaların sadece devlete hizmet etmesi ise genel faydaya aykırı görülmektedir.  Diğer taraftan halkın kredi kullanmak suretiyle parasızlıktan dolayı boş durmasının önüne geçilmiş olacaktır. Açık bir biçimde birikmiş sermayenin yatırıma dönüştürülmesi için bir yol tesis edilmektedir bu sayede.

Bankalardan kredi temin edilmesi yoluyla toplum nezdinde nasıl genel bir fayda görülüyorsa bu yol devlet tarafından da kullanılabilir. Bu bağlamda devlet bankalara banknot çıkarma yetkisi verebilir. Güvenilir bir ortamın tesis edilmesi halinde bu sayede basılan banknotlar ‘nakit makamında’ görülür ve kolayca tedavül eder. Tüm bu işlemler neticesinde devlet banka ve halk birçok faydalar görürler[17].

 


[1] Mehmed Şeref Efendi, “İtibar-ı Umumii Ticarete Dairdir”, Tercüman-ı Ahval, 11 Cemazeyilevvel 1278: Nu. 105, s. 2.

[2] Bkz. Agm., s. 3.

[3] Agm., s. 3

[4] Karşıt bir görüş için bkz. N.K., “İflas”, Hadika, 9 Kanunuevvel 1289 (R): Nu. 19. s. 2. Makalede anonim şirketler Avrupa ile girişilen münasebetlerin zararlı yönlerinden biri olarak görülür. İflas halinde sermayedarların hukuken suçlanmasalar bile insaflıca düşünüldüğünde aynı hükmün verilemeyeceği ileri sürülür.

[5] Bir defada tamamı yayınlanmayan metinlerin sonuna konulan ifadelerdir.

[6] Mehmed Şeref Efendi, “İtibar-ı Umumii Ticarete Dair Olan Bendin Mâ-ba’dıdır”, Tercüman-ı Ahval, 14 Cemazeyilevvel 1278: Nu. 106, s. 2-3.

[7] Bkz. Agm., s. 2.

[8] Bkz. Agm., s. 3.

[9] Bkz. Agm., s. 3.

[10] Bkz. Mehmed Şeref Efendi, “İtibar-ı Umumii Ticarete Dair Olan Bendin Mâ-ba’dıdır”, Tercüman-ı Ahval, 16 Cemazeyilevvel 1278: Nu. 107, s. 2.

[11] Bkz. Agm., s. 3

[12] Agm., s. 3

[13] “İtibarın Su-iistimaliyle Hüsn-iistimali Netayici”

[14] Mehmed Şeref Efendi, “İtibar-ı Umumii Ticarete Dair Olan Bendin Mâ-ba’dıdır”, Tercüman-ı Ahval, 18 Cemazeyilevvel 1278: Nu. 108, s. 3.

[15] “Kredi Notu Yani İtibar”, Hakayik-ul Vekayi, 9 Muharrem 1289: Nu. 515, s. 1–2.

[16] Agm., s. 1–2.

[17] Agm., s. 2.

Reklamlar