Tanzimat Dönemi İstanbul Basınında Bankalar

Devletin para basma yetkisini bir bankaya vermesi ve halkın da buna itibar etmesi neticesinde ortaya çıkan ‘banka not’(ları) nakit para gibi kullanılmaya başlar[1]. Bu sayede de bankaların sermayesi artar ve itibar/kredi bahsinde zikredilen etki görülerek devlet ve millet her gün güzel gelişmeler ile karşılaşır. Banka bu halde sermayenin işe dönüşümünde bir aracı olarak görülmekte ve en önemli unsur olarak da ‘itibar’ ön plana çıkarılmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin malî sıkıntılarının nedeni ‘kaynak yetersizliği’ ve ‘bütçesizlik’ olarak görülmüştür[2]. Kaynak yetersizliğinden kast edilen büyük oranda tarıma dayalı bir ekonomide vergilerin ayni ve mevsimlere göre değişen bir seyir izlemesi ve dolaylı vergilerin de bu durumu izale edecek bir büyüklükte olmaması nedeniyle devletin güvenilir, sabit gelir kaynaklarına sahip olmamasını ifade eder. Bütçesizlikten kasıt ise, devlet kurumlarının faaliyetlerini belli bir bütçe disiplini olmaksızın, günlük ihtiyaçlara binaen tahsis olunmak suretiyle gerçekleştirmesi, bu sayede zaten az miktarda olan kaynakların kısa sürede tükenmesiyle nezaretler tarafından borç senetlerinin herhangi bir kısıtlama olmaksızın ihracıdır.

Malî düzeni sağlayabilmek için tağşiş, kâğıt para denemeleri gibi kısa vadeli çözümler denenmişse de bunlarda başarılı olunamamıştır. Kısa vadeli çözümlerin bir sonuç vermemesi ve para sisteminin giderek çetrefil bir hal alması neticesinde bir bankanın gerekliliği ortaya çıkıyordu. Bu süreçte ilk banka,1847’de Banque de Constantinople (Dersaadet Bankası) adıyla, Alléon ve Baltazzi adlı iki Galata bankeri tarafından kurulmuştur. Bu bankanın kuruluş amaçları arasında kurun denetim altında tutulması vardır ve bu amaç ‘nispeten’ başarılarak birkaç yıl boyunca kur sabit tutulmuştur. Banka bir müddet sonra sermaye bulmakta zorlanmıştır, kuruluşunda devlete ödemesi gereken avans da bu konuda etkili olmuştur. 1848’de görülen kriz nedeniyle Avrupa piyasalarından beslenmesi de mümkün olmadığından banka, karşılaştığı ciddi güçlükler nedeniyle kendisini tasfiye etmiştir.[3]

Kırım Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlı Devleti finansman alanında büyük zorluklarla karşı karşıya gelmiştir. Savaşın finanse edilmesi yetersiz kaynakların daha da zorlanmasına neden olmuş, fakat radikal çözümler gündeme gelerek, 1854 ve 1855’te 3 ve 5 milyon İngiliz lirası dış borç temin edilmiştir. Bunun yanı sıra devlet yarım milyar kuruşa yakın bir miktarda meblağı kaime basımı yoluyla piyasaya sürmüş ve harp 1856’da sona erdiğinde maliye derin bir krizle karşı karşıya gelmiştir. Bu şartlar altında bir bankanın kurulması elzem görülmüş, birkaç deneme çeşitli nedenlerle çeşitli aşamalarda gerçekleşemeden sona ermiş, ve nihayet devletler nezdinde gerekli işlemlerden sonra 13 Haziran 1865’da Ottoman Bank, Galata’da ticarî faaliyete başlamıştır. Ticarî faaliyetlerinde son derece ihtiyatlı davranıp daima itibarını korumasıyla hisse fiyatları olumlu gelişmeler gösteren banka, küçük çapta ticari krediler vermenin yanı sıra, Osmanlı hükümetine avans vermek ve gereğinde borç senetlerini iskonto etmek gibi faaliyetlerde bulunmuştur[4].

Ticaret ve itibar bölümlerinde işaret edildiği gibi bankalar ile ilgili yazılar da basında görülmeye başlanmıştır. Ticaret ve itibar bahsinde görüleceği üzere Osmanlı ekonomisi için yeni birer ekonomik kurum olan bankalar gelişme, kalkınma için gerekli görülmüştür. Yeni bir ekonomik kurum olarak banka üzerine yayınlanan ilk makale de bu nedenlerle öncelikle bankanın tanımı yapılarak işlevleri sıralanır.

Bankalar Avrupa ülkelerinde özellikle başkentlerde görülen kurumlar olarak, hazine ile ilgili korunması ve sarf edilmesi gibi işlemleri gerçekleştirir. Bu bankalarda gerçekleştirilen işlemler başta, İstanbul sarraflarının ticaret sebebiyle menfaat kazanmak amacıyla yaptıkları bazı işlemlerdeki rehin alma ve borç verme gibi işlemler ile aynı nitelikte olmasına rağmen Amerika’nın keşfi ile altın ve gümüş miktarında artış gözlenmiş ve ticaret bahsinde kredi bir sistem olarak gelişmek suretiyle bünyesinde birçok faydayı toplamıştır[5].

Banka bu şekilde tanımlandıktan sonra bankaya ait 7 tane işlev kısaca tanımlanmıştır. Genel olarak bankanın daha önce işaret olunan özellikleri olan kaime tab ve neşri, iskontoculuk, poliçe mektupları ile ilgili işlemelere ek olarak ‘sermayedar ile kredi kullanan arasında bir aracı olmakla sermayenin nemalandırılması ve ikincisinin zanaatının gelişmesini sağlamak’ denilerek yeni bir görev yüklenmiştir. Buna göre banka sermaye sahibi ile girişimci arasında aracı olacaktır. Aracı olurken sermeye sahibine nema verecektir, buna mukabil kredi kullandırdığı kişinin de işlerinin gelişmesini sağlamış olacaktır.

Bankalar da kendi aralarında kısımlara ayrılır:

“Bankai Has ve Bankai Mümtaze” olarak yapılan ayrımı ticaret bankları ve devlet bankaları şeklinde düşünmemiz mümkündür. Yapılan ayrımdan sonra yapılan tanımlar da buna imkan vermektedir. Özel bankalar da diyebileceğimiz ticaret bankaları tüccar ve sermayedarlar tarafından tesis olundukları gibi faaliyet alanları da tüccarlara sarraflık etmek, ticarî işlemlerde kullanılan tahvilleri kırdırıp almak, yüklü borçlanmaları[6] üzerine alarak tahvilleri satmak, talep edilen mahallere borç vermek şeklinde tanımlanır. Bu işlemler hem bankların yararına hem de bankalarla iş yapanların yararına olacak bir biçimde gerçekleşir[7].

Müellif bu minvalde ‘bir müellifin’[8] yaptığı bir benzetmeyi nakleder:

Ticaret işlemlerinde bankaların gerçekleştirdiği faaliyetler, kalbin insan bedeninde yaptığı işe benzer ki (kalp) kanı çok ince damarlar ile ticaret hayatının kanı olan sermayeyi her taraftan sürekli olarak kendine doğru çeker, hazine de yerinde olan bir yerde topladıktan sonra ticarete sağlık olmak üzere taze bir hayat sunar[9].”

Bu ifadelerle beraber bankanın görevi temel olarak servet kaynağının etkin kullanımı olarak ortaya çıkacaktır. Elinde sermaye bulunan kişi bunu bankaya yatıracak banka da ihtiyacı olana borç verecektir. Bu işlemler süresince herkes kar edecektir. Banka %3 faiz ödemek üzere aldığı sermayeyi borç olarak bir başkasına % 5 faiz ile verecek ve aradaki fark bankaya ait olacaktır. Müellif buna ek olarak bankanın bazı durumlarda kendi müşterilerine faiz ödemeksizin bile iş yapabileceğini ileri sürüyor; buna göre, çarşıda iş yapan bir tüccarın daima hesap işleriyle uğraşmak ve alacak ve verecek işlemlerini takip etmek yerine parasını bankaya yatırarak tüm işlemlerinde bu bankayı aracı olarak kullanması mümkündür. Herhangi bir ödeme yapacağı zaman alacaklısına bir pusula vermesi yeterli olacaktır, bu sayede kolayca ve güvenli bir şekilde iş yapmış olacaktır[10].

Özel bankaların işlemleri bu şekilde tanımlanarak yazı bitirilmiştir. Devamında yayınlanan yazıda da ‘Bankai Mümtaze’ denilen bankalar ele alınmıştır ki bunlar tariflerinden de anlaşıldığı üzere devlet bankalarıdır.

Birinci türde yer alan bankalar ağırlıklı olarak ticarî işlemler yapıp piyasanın ihtiyacına yönelik faaliyetlerde bulunurken ikinci grup banka olan devlet bankalarının bunlardan daha fazla işlem alanı vardır. Buna göre bu bankaların Bankai Mümtaze olarak tesmiye edilmesi “kağıt para çıkarma yetkisine de sahip olmalarından” ileri gelmektedir. Çünkü nakdin neşri ticaretin alanı dışındadır, bu yüzden bu iş devlet eliyle ya da daha küçük birimler olarak nezaretlerin idaresinde yapılır[11].

Devlet bankaları bu şekilde tanımlandıktan sonra İngiltere Bankası örnek verilir. 1694 yılında kurulan banka devletin bir hayli işine yaramış olmakla beraber ticari faaliyetler de göstermiştir. Bu tür bankalar bir taraftan devlet işlerini yürütürken[12]  diğer taraftan da piyasa işlemleri[13] yapmaktadır. Bu tür bankaların koruması gereken son derece hassas dengeler olduğunu işaretle bu işi İngiltere ve Fransa bankalarının maharetle yaptıkları belirtilir. Son olarak da bu bankların Şirket-i Hayriye gibi teşkil olunduklarına işaret edilerek makale bitirilir.

Bu makalelerde temel olarak bankalar ve türleri ile beraber bunların yaptıkları işlemler tanımlanmıştır. Bu makalelerden hayli zaman sonra Hakayiku’l-Vekayi gazetesinde yayınlanan bir makalede[14] de bankaların tarihi ve önemi üzerine bilgi verilmiştir.

Daha önce görülmediği üzere bu makalede bankalar matbaa ve gazetelere benzetilerek medeniyetin temel dayanaklarından birisi olarak takdim edilmiştir. Her ne kadar daha önce ilerleme konusunda önemsenmiş, birçok alanın gelişmesi için lüzumlu kabul edilmişse de matbaa ile beraber zikredilmesi ilk defa bu makale iledir.

Sarraflık ve bankacılığın tarihine atıfta bulunmakla yeni bir açılım daha yapılmıştır. Yapılan araştırmalarla, Antik Yunanda sarraflık bilgilerinin geliştiğine, hatta milattan önce bankaların dış ilişkileri düzenleyen, borçlanmaları kontrol eden kısımları olduğu da makalede görülen bilgiler arasındadır.

Buna karşılık Osmanlı Devleti’nde ise ‘halk birçok şeyde olduğu gibi bankacılık konusunda da cehalet’ içindedir. Hatta Osmanlı Bankası’nın dahi gösteriş amaçlı kurulduğu ve ne bu bankanın imtiyazatı ne işleri ne de hesapları gibi meselelerde birkaç kişi dışında bilgili kimse bulunmadığı iddia edilir. Bu eleştirilerden sonra bunun da sebebine işaretle, sarraflığın halk nezdinde menfi bir algılanışı olduğundan bahsedilir. Fakat bu bilgilere sahip olmaksızın herhangi bir iş yapmak da mümkün olmadığından, çare olarak, okullar açılarak ‘Servet İlmi’nin buralarda zorunlu ders olarak okutulması teklif edilir. Makaleye göre bunun için ne kadar masraf yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır.

Bu sayede bildik bir tablo yeniden çıkmaktadır; bu kötü durumun temel sebebi bu konudaki bilgisizliktir, bunun için okullar açılarak gerekli ilimler tahsil edilmelidir. Tahsil neticesinde düşünceden eyleme geçilerek gelişme sağlanmalı ve bu sayede ‘medeniyetin gerekleri’ yerine getirilmelidir.

Hakayiku’l-Vekayi’nin 614 numaralı nüshasında da “Bankalar” başlığını taşıyan bir makale yayınlanmıştır. Bu makalede bankalar meselesi daha yakından incelemeye alınmış, İstanbul’daki bankalar ve Osmanlı Bankası’nın işlemleri hakkında bilgi verilmiştir.

“Bizde ticaretin faydaları teoride görülüyor pratiğinden kimse bahsetmiyor. Zamanımızda küçük sermaye ile tacirlik adeta çerçilik demek olduğu halde biz hala bu yolda devam ettiğimizden zenginliklerimiz tamamen ecnebi eline geçiyor. İşte İngiliz sermayesi ile kurulan Osmanlı Bankası memleketimiz sayesinde nice paralar kazanmıştır.

Bankanın faydasını ve devlet ve millete ettiği hizmeti inkar etmeyiz. Fakat biz bu hizmeti niçin sunamıyoruz? Ve bu faydaları ortaya çıkarmayı biz neden başaramıyoruz?

Galata’da kurulan ilk banka Osmanlı Bankası olduğu halde ondan sonra on, on iki banka daha kurulmuş ve bunlar birbirleriyle rekabet ettikleri halde yine her biri kendi hissedarlarına yüklüce kazançlar sağlamıştır. Bu bankalar şimdilik çoğunlukla sarraflık işlemleri yapıp ticarî işlemleri kolaylaştırma ve sanayi ve ziraatı destekleme için henüz büyük kumpanyalar mevcut değilse de ecnebiler bunları da kuracaklardır.”[15]

Osmanlı Bankası’nın muamelelerine dair bazı bilgiler verildikten sonra bir özeleştiri yapılır. Buna göre Osmanlı ahalisi büyük şirketler kuramamakta, bunların hisseleri değil Avrupa’da Osmanlı sınırları içinde bile işlemlere konu olmamaktadır[16].

Bu durum belki de sadece ahaliden değil, fakat bankların eğilimlerinden de kaynaklanıyor olabilir. Bu bapta Galata’da kurulan bankaların şimdiye kadar devlete borç vermek için rekabet etmekte oldukları belirtilerek, ancak devletin borçlanma ihtiyacı sona erdiğinde bankaların sermayelerini ticaretin desteklenmesi ve ziraatın geliştirilmesi yolunda kullanabilecekleri belirtilmiştir. İkinci önemli bir etken olarak da bankaların sınırlı sayıda şubeye sahip olması ileri sürülmüştür[17]. Şu halde bankaların Osmanlı ekonomisinde kendi aslî görevleri olan ticaret, ziraat ve sanayinin gelişmesine katkıda bulunamamasında devlet etkisi olduğu kadar ülkenin ekonomik imkânlarının da rolü vardır. Ticaretin ülke genelinde gelişmemiş olması bir sebep olarak görülebilir. Fakat burada da yukarıda değinildiği gibi bankaların kredi sağlamak suretiyle halkın sermayesizlik yüzünden işsiz kalmasının önüne geçilebilir. Ne var ki sorun burada da bitmemektedir. Çünkü bu defa da ticaret bilgilerine sahip olmayan bir ahali engel olarak görülebilecekti. Bu nedenle ekonomi hakkında yapacağımız açıklamalarda mümkün olduğunca çok bileşeni tablonun içinde kullanmak zorundayız. Sadece bir alan üzerinde durularak ekonomik yapının anlaşılması mümkün görünmemektedir.

 


[1] Osmanlı Devleti’nin temsilî para girişimleri için bkz. Tabakoğlu, “Yenileşme Dönemi Osmanlı Ekonomisi”, s. 228–229.

[2] Edhem Eldem, “Bağımlılık ve Gelişme Arasında Bir Kurum: Osmanlı Bankası”, Türkler, C.14, Ankara: Yeni Türkiye Yay. , 2002, s.416.

[3] Agm., s.416417.

 

[4] Edhem Eldem, “Bağımlılık ve Gelişme Arasında Bir Kurum: Osmanlı Bankası”, Türkler, C.14, Ankara: Yeni Türkiye Yay. , 2002, s.417.

[5] Mehmed Şeref Efendi, “Bankaların Nev’iyle Taibatlarına Dairdir”, Tercüman-ı Ahval, 21 Rabiulevvel 1278: Nu. 84, s. 2.(Bu yazıya Tercüman-ı Ahval, 14 Cemazeyilevvel 1278: Nu. 107, s. 3’de işaret edilmiştir, ancak biz yazının devamını göremedik, fakat müellifin 107 numaralı nüshadaki ifadesine bakarak bu makalenin yazarının kendisi olduğu sonucuna vardık ve künyede de bu şekilde kullandık. Yazının devamı yayınlanmışsa da biz bunu göremedik, diğer taraftan müellif açık bir atıfta bulunduğuna göre yayınlanmış olması ihtimali daha yüksektir.)

[6] Büyük bir ihtimalle devlet borçlanmaları kastedilmektedir.

[7] Bkz. Tercüman-ı Ahval, 21 Rabiulevvel 1278: Nu. 84, s. 2

[8] Bir isim zikredilmeden sadece ‘bir müellif’ ifadesi kullanılmıştır.

[9] Tercüman-ı Ahval, 21 Rabiulevvel 1278: Nu. 84, s. 2

[10] Agm., s. 3.

[11] Mehmed Şeref Efendi, “Bankaların Nev’iyle Taibatlarına Dair Bendin Bekayasıdır”, Tercüman-ı Ahval, Rabiulevvel 1278: Nu. 85, s. 3.

[12] ‘hükümetin varidat ve masarifatının kabz ve te’diyesiyle hazine tahvillerinin idaresi ve duyunu milliye ve konsolidenin tesviye-i faizi gibi hususatı iştimal’.

[13] ‘ikraz ve iskonto ticareti’.

[14] “Bankalar”, Hakayik-ul Vekayi, 22Safer 1289: Nu. 550, s. 1-2.

 

[15] “Banklar”, Hakayik-ul Vekayi, 7 Cemazeyilevvel 1289: Nu. 614, s. 2.

[16]“Semaye itibarın kuvveti fenn-i tedbir-i servet erbabına malum isede — ahalimiz büyük şirketler akd edip ve sermayelerini birleştirip bunlardan istifade edemiyor. Acaba kaç tane Osmanlı kumpanyası vardır ki senedleri ve kambiyalları Avrupa’ya kadar değil belki memleket dâhilinde işlesin.” Bkz. Agm., s. 2.

[17]“Ezcümle bank osmani tarafından memalik-i mahrusenin kaffe-i bilad-i mühimmesinde şubeler bulundurmak lazimeden olduğu halde şimdilik en mühim şubeleri İzmir ve Selanik ve İskenderiye ve Beyrut ve Kıbrıs ve Porsaid’de bulunanlardan ibaret olduğu anlaşılmıştır. İşte bunlardan maada mahallerde dahi şubeler açılamaması o mahallerde ticaretin edna mertebede bulunduğuna işaret olduğundan buna da teessüfden başka elimden bir şey gelmez.” Bkz. Agm., s. 2. Edhem Eldem, burada sayılan merkezleri çalışmasında zikretmemiştir, ancak yayınlanan çalışmanın bir derleme olması nedeniyle bu bilgilerin görülmemiş veya atlanmış olması ihtimali vardır; bkz. Eldem, s.417.

Reklamlar