Kürtler ne istiyor?

Bu soruya genellikle yumuşak, karşındaki incitmek istememesine rağmen mesafeli bir tonda muhatap oldum. Ve her sorulduğunda şaşırdım, ‘ne istiyor Kürtler?’. Genelde ‘sadece normal şeyler’ demekle yetindim. Ayrı bayrak, ayrı ülke soruları geldi sonra. Bu seferde aslında ‘kürtler’ diye kullanılan etiketin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. ‘Kürtler yoktur’ dedim ısrarla.
Farklı ırkların farklı kültürlerin kesiştiği bir noktada ‘kürtler’ nasıl var olabilir ki? Diyelim ki hepimiz bir ırka mensubuz. Dilimiz aynı iskelete sahip ve arada sadece lehçe ve ağız farklılıkları var. Herkes bir mezhebe tabi değilse de en azından aramızda mezhep kavgası yok. Bunlar ‘biz Kürtler’den bahsetmeye yeter mi acaba?
Aslında iddiam Edward Said’in basit bir itirazıyla temelleniyor. Edward Said’in çalışmaları gösteriyor ki İslam ve Müslüman, geniş bir coğrafyayı, kalabalık bir nüfusu ve her türlü farklı değer ve eğilimi kendi içinde barındırmasına rağmen indirgemeci ve yanlış bir tavırla sığ etiketler olarak kullanılmaktadır. Kasıtlı tutumları bir yana bıraktığımızda bile biz ve ötekiler ayrışmasında cehaletin böyle bir sonuç vermesi çok da zor değil. Nitekim biz de başörtülüler, imam hatipliler, Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Müslümanlar gibi birçok kavramı indirgenmiş sığ etiketler olarak kullanıyoruz.
Geçen hafta imam hatipliler yoktur derken aslında tam olarak söylemek istediğim buydu. Bütün farklı tecrübe ve tercihlerine rağmen ne imam hatipliler diye bir sınıf var ne de onların devleti ele geçirme planları. Ortak paydaları olan insanları tek bir kişiymiş gibi tanımlamanın hiçbir anlamı yok.
Kürtlere dönecek olursak: talep sorgulaması PKK ve Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden partiler üzerinden yapılıyor. Lafı hiç uzatmaya gerek yok, her Kürt PKK’lı değildir ve herhangi bir örgüt veya parti her bir Kürt’ü temsil etmez, edemez. Aynı önerme Türkler, Aleviler, Ermeniler vs. için de kurulabilir ve aynı derecede doğrudur. Ama Kürt etiketine abandıkça, ‘Kürtler’ diye ‘bir tek kişi’ oluşturulmaya çalışıldıkça bütün içsel farklılıklara rağmen ‘Kürtler’ ortaya çıkıyor. Biz ve öteki ayrımında öteki olarak tanımlanıp öyle var oluyorlar. Oryantalist bir tasarımda olduğu gibi zamanla haklarındaki tanımla tam örtüşmeseler de yakınlaşıyorlar.
Hiç kimse kendini azınlık veya yabancı olarak görmez. Öteki’ni ayırdığımızda başlar süreç.
‘Kürtler’ yoktur dediğimizde kan davası ortadan kalkmayacak. Çünkü an davası kandan çok cehalete ihtiyaç duyar ve biz boğazımıza kadar cehalete batmış durumdayız.
Herhangi bir ön yargı beslemeden sıradan insanların maruz kaldığı işkencelerin/uygulamaların tarihiyle yüzleştiğimizde yapabileceğimiz ya utançla susmak ya da insanlık adına sesimizi yükseltmektir. Ama ile başlayan cümleler kurmadan, vicdanlarımızı afyona bulamadan. Çünkü ne tarih kabul eder ama’ları ne de hukuk.
Bunca zaman ‘Kürtler ne istiyor?’ sorusunu hep ‘ne istiyorsun?’ olarak algıladığım için cevap vermekte zorlandım. Başta da dedim ya ‘normal şeyler’ işte. Birilerinin banka hesaplarını doldururken bir çok aile ocağını göz yaşına boğan bu kan davasının çözümü için belki bunca zamandır yanlış soru soruldu. Belki de sorulması gereken soru ‘ne istemiyorsun?’ olmalıydı. Bunun cevabı en azından daha anlaşılır zannediyorum: ‘sen ne istemiyorsan!’.

Reklamlar