Ermeni olmak

Hrant Dink alenen katledildi.

Dava komediye dönüştü. Ve bir komediye yakışır şekilde sonuçlandı. Kimisi “derin devlet ölmedi mahkemede yaşıyor” dedi kimi “Hran Dink ölmedi içimizde yaşıyor” dedi. Gene de en çok tartışılan “Ermeni olmak” oldu.

“Ermeni dölü” diye bir küfür var.

Ermeni çeteleri var. Ermeni mezalimi var.

Fransa’nın daha dumanı üstünde  “Ermeni soykırımı yoktur diyeni döverim” yasası var.

“Tarihçiler araştırsın. Tamam, bir şeyler olmuş, ama neden olmuş? Onca zaman bir şey yoktu da neden o zaman oldu? Çeteler neler yapmışlar? Bu ülkede ticaret kimin elindeymiş? Şimdi bile İstanbul’un en güzel yerleri kimin, hımm?” edebiyatı var.

“PKK yok arkadaş, Kürt diyorlar ama onlar Kürt falan değil, Ermeni hepsi” analizleri var.

“Apo dediğin adam Ermeni, arkadaş!” bilgeliği var.

Rusya’yı insanlık tarihindeki yeri, çektiği büyük acılar ile değil de kadınlarının bacak boyu ile tanıyan bir ülkede yaşıyoruz. Nataşa bizim dilimizde fahişe demek. Alenen ve apaçık bir biçimde fahişe. Ev yıkan, hastalık bulaştıran, para için her şeyi yapmaya razı, sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu, yılan huylu, aşağılık, iğren, rezil fahişe!

Bu yüzden Ayşe gibi bir isim olamaz Nataşa. Biri çıkar da adının Nataşa olduğunu söylerse yapılacak ilk iş hemen fiyat sormak olmalıdır bu yüzden. Nitekim belki de renk benzerliğinden Pipa’nın başına gelen de buydu.

Kime neyi anlatacağız? Nasıl anlatacağız?

Irkları ile övünenler için belki Osmanlı’yı örnek verebiliriz. Öyle ya 500 sene önce Yahudileri koruyan Osmanlı değil miydi? Bütün dünya Osmanlı adaleti ile yönetildi. Kimsenin diline, dinine karışılmadı. Kimsenin toprağı sömürülmedi. Hiçbir ırk yok edilmedi.

-Ve biz Hrant Dink’i türklüğe hakaret ediyor diye yargılayıp mahkum ettik. Yetmedi bir de katlettik.

Ya Müslümanlara ne demeli? Hicret’ten sonra Medine’de yapılan anlaşmalar tamamen siyasi içerikliydi ve ilk yazılı toplum sözleşmesi örneğiydi. Yahudi kabileleri ile de anlaşma yapıldı. Ve onlar anlaşmayı bozmadıkça Hz. Peygamber liderliğindeki müminler de sözleşmeye sadık kaldı. Fetihler özgürleştirme amacıyla yapıldı. Bir yandan tebliğ yapılırken kimseye zulmedilmedi. Adalet devletin temel ilkesi haline geldi. Birileri hala laiklik nedir diye tartışırken Kur’an’da “dinde zorlama yoktur” diye bir ayet var.

-Hrant Dink katledildi ve biz o bir Ermeni diye sahip bile çıkamıyoruz.

Tarihin dehlizlerinde parmak izi arayacak değilim. Ancak hiçbir ırkın bir diğer ırka üstün olmadığına iman ediyorum. Bunun da ötesinde hiç kimsenin bir diğerine üstünlüğü olmadığına iman ediyorum. İnancım mazlumu korumayı gerektiriyor. İnancım haksız yere kan dökülmesini men ediyor ve cezasını da kısas olarak ortaya koyuyor. Bir insanı öldürmüş olanın bütün insanlığı öldürmüş olduğunu vurguluyor. Kusura bakmayın, koruyamadığım bir yetimin arkasından sessiz kalıp suça iştirak etmek vicdanıma ağır geliyor.

Hukuk insanları takva ile değerlendirmez, iyi mi kötü mü diye bakmaz. Haklı mı haksız mı diye bakar.

Hrant Dink’in Malatyalı olması, yetim olması, yetimhanede beraber büyüdüğü bir kızla evlenmesi, gazetecilik yapması, Türkiye’yi, Türkçeyi sevmesi, ironik yazılar yazması, gazete çıkarması, yazı yazması, altı delik bir ayakkabı giymesi benim nazarımda önemli. Bir yetimdi o, bir emanetti.  Ve katledildi.

Mesele siyasette ne olup bittiği değil. Mesele adaletin yerini bulup bulmadığı.

Ermeni olmak tıpkı başka bir ırktan olmak gibi. Sorulduğunda elhamdülillah Kürt’üm diye açıktan dalga geçiyorum. Alman olsam da hamd ederdim Yahudi olsam da. Ve evet, Ermeni olsam da.

Bunca sene ne Türklerin ne Kürtlerin de başka her hangi bir ırkın bir konuda birlik olduğunu görmedim. O yüzden ısrarla Kürtler yoktur, Türkler yoktur diyorum. Ama görünen o ki mazlumlar bu kalabalık kelimelerden daha gerçekçi bir grup. Çünkü onların oyun ve eğlenceye değil adalete ihtiyaçları var. Belki de peygamberlere ilk iman edenler bu yüzden hep mağdurlar arasından çıkıyordu tarihte.

Herkes kendi ırkı ve kendi üzerine kalsın, aman! Nasılsa gün mahşer olur ve aramızda adaletle karar verilir.

Reklamlar