28 şubat, Genç Osman ve Ben

İnternette dolaşan bir video var. İçkinin dozunu kaçırmış biri Fatih Sultan Mehmet’le beraber İstanbul’u nasıl fethettiğini anlatıyor. Sarhoşluğun etkisiyle içten ve doğal bir şekilde anlatıyor. Doğal olarak başrolde kendisi var, Fatih “Kenan abi, Kenan abi” diye hitap ediyor ve yardım istiyo. Ee, darda bırakmak olmaz, Kenan abi de el atıp fethediveriyor İstanbul’u ve şanı, şöhreti de Sulltan Mehmet’e bırakıyor. Bileği kuvvetli, ama gönlü daha zengin.

Neşet Ertaş vefat edince badem gözlü edebiyatı yeniden canlandı. Sosyal medyada insanlar sevgi ve hayranlıklarını ifade ettiler. Köşe yazıları yazıldı, canlı yayınlarda konulu duygu ve düşünceler, anılar dile getirildi. Fatma Barbarosoğlu’nun Yeni Şafak’taki yazısının bunların hepsinden ayrı tutmak gerekiyor. Her zaman ki inceliğiyle ölüm yazısı yazmama kararından bahisle başlıyordu yazı. Üstelik bunun için son derece güzel bir sebebi varmış; ölünün arkasından herkes kendini anlatıyor.

İmajların, popülaritenin geçer akçe olduğu çağda böyle bir şeyden bırakın geri durmak bunun farkında olmak bile başlı başına bir erdem. Bu vesileyle Fatma Barbarosoğlu için de bir yazı borcumuz olsun diye kaydedelim.

Fatma Barbarosoğlu’nun ölüm ayracı hayranlık verici. Çünkü sadece ölüm karşısında değil söze döktümüz her şeyde kendimizden bahsediyoruz. Anlatının bir yerine “kendi görüşüm” diye not düşmek bile yeterli olmuyor bazen. Herkes kendi açısından bakıp kendince bir anlatı kuruyor, ve bunun için sayısız ihtilaf ortaya çıkıyor. Kendi’nin olanı genel olarak görme eğilimi de tartışmaları ve kavgaları körüklüyor. İşin gerisinde belki de “var” olmak isteyen “ben” var. Ama bu başka bir bahis.

Şimdi islamcılık tartışmalarına bakıyorum da bu konuda yazanlar bir polemik içinde değillerse neredeyse birbiriyle tamamen ayrı bağlamlarda yazıyorlar. Aynı görüşte olmasınlar, ama en azından bir tartışmanın bağlamı belli olmaz mı? Sadece islamcılık değil bir çok tartışmamız aynı dertten muzdarip.

Şimdi içinde 28 Şubat ve Genç Osman Camii’nin geçeceği bir yazı yazacağım. Ama öncelikle Fatma Barbarosoğlu’nun ayracını kullanıp peşinen kendimi anlattığımı söylemeliyim. İktisat tarihi uzmanı Prof. Ahmet Tabakoğlu’nun da sosyal bilimlerde buna yakın bir tespiti vardı. İkinci bir borç olarak onu kaydedelim.

Giriş fazlasıyla dağınık oldu, meselenin özüne ikinci bir yazıda devam edelim, inşallah…

Reklamlar