Öğrenim 1: Bilginin Tasnifi ve Metod

03.10.2012

ÖĞRENİM

Giriş

İnsanda dört temel meleke vardır.

  1. Fikir
  2. His
  3. İrade
  4. Ünsiyet

Bu melekeler insanın hayatında karşılaştığı durum ve olguları ayırmalarını sağlar.

  1. Fikir; doğru – yanlış
  2. His; iyi – kötü
  3. İrade; zararlı – yararlı
  4. Ünsiyet; adalet – zulüm ayrımını mümkün kılar.

İyi – kötü’yü sona bırakarak bu ayrımları teker teker inceleyelim.

Doğru- Yanlış

Doğru, bilginin reel ile uyumlu olmasıdır. Yanlış da bilgi ile reelin uyumsuz olmasıdır.

Örnek: haritada bir köprü görülüyor. Eğer köprü gerçekten varsa bu bilgi doğrudur, yoksa yanlıştır.

Bizim bilgilerimiz kainatın bir aynasıdır. Bilgilerin gerçeklerle arasındaki uyum ve uyumsuzluk neticesinde doğru ile yanlış ortaya çıkar. İnsan da bu doğru ve yanlışları fikir melekesi ile ayırt eder.

Yararlı – zararlı

İnsan hayatını devam ettirebilmek için dışarıdan beslenmek zorundadır. Dolayısıyla beslenmedeki temel amaç hayatın devamı ve bedenin sağlığı olmaktadır. Vücudu geliştiren ve güçlendirenler yararlı olarak tanımlanır. Vücudu gerileten ve zayıf düşürenler de zararlı olarak tanımlanır.

İnsan topluluğu da hem biyolojik hem de psikolojik olarak insan gibi kabul edilir. Dolayısıyla toplum hayatını geliştiren, güçlendiren unsurlar yararlı; bozan, zayıflatan unsurlar zararlı olarak kabul edilir.

İnsan ve toplum ilişkilerinde de çıkar paralelliği olmalıdır.

  • Kişiye veya topluma zarar veren, zararlıdır.
  • Bir şey yalnızca insan veya topluma fayda sağlarsa yararlı kabul edilir. Temel şart bir diğerine zarar vermemesidir.

Örnek: Mülkiyet dokunulmazlığı bireyin yararınadır. Kamu yatırımları ise toplumun yararınadır. Toplum yararı için istimlak yapıldığında bireyin uğradığı zarar tazmin edilir. Sadece toplum yararı gözetilerek istimlak yapılmaz.

Adalet – Zulüm

Adaletin temeli kişinin kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmamasıdır. Başka bir deyişle kişinin, bir başkasına yaptığı şeyin kendisine yapılmasına razı gelmesidir de denilebilir. Bu kısas demektir. Kısas denge unsuru olarak adaletin temelini oluşturur. Aksi halde adalet sağlanamaz.

Hakların 4 kaynağı vardır:

  1. Akrabalık hukuku
  2. Komşuluk hukuku
  3. Emek
  4. Sözleşme

Hak ve özgürlükler sayılmaktadır. Bugün siyasal sistemler yeni haklar oluşturmuyorlar, konjoktörel olarak hakları tanıyorlar. Dolayısıyla sonsuz sayıda hak vardır. buna karşın hakların sınırları vardır.

Öncelikle bir hak’tan bahsedebilmek için hak’kın karşısında birinin bulunması gerekir. Dolayısıyla hak ancak toplulukla var olur. Tek başına olan bir insanın hakkından bahsedilemez. İlk insanın hak ve vazifeleri ancak eşinin olmasıyla mümkündür.

Hak, başkalarının hak’kı ile sınırlıdır.

Sonsuz sayıdaki hakkın sınırlarını tespit etmek başlı başına bir sorundur. Kanun ile tespiti neredeyse mümkün değildir. Bu nedenle haklar arasındaki sınır hakemler tarafından tayin edilir. Bu sayede her durum için özel bir hüküm tespit edilmiş olur, çünkü benzer olmak olmakla beraber her durum aslında özeldir.

“Adl” kökünden gelen adalet kelimesi denge halini ifade eder. Atın yükünün bir tarafa düşmeyecek şekilde veya terazinin kefelerinin bir birini tartacak ağırlıkta olması ile tasvir edilir. Örneklerdeki detay tarafların eşit olmamasıdır. Sıkça adalet ile eşitlik arasındaki fark gözden kaçırılır.

Örnek: farklı yaşlardaki iki çocuğa aynı kumaştan aynı ölçülerde elbise diktirilmesi eşitliktir. Adalet ise çocukları aynı kumaştan ve kendi ölçülerinde elbise diktirmektir. Bu örnekte eşitlik zulme sebebiyet vermektedir.

Sınırların muhafaza edilmesi konusunda dünya ile güneş arasındaki mesafe ve günlük, yıllık hareket örnek olarak kullanılabilir. Dünyada canlılık hassas bir denge sayesinde mümkündür. Aynı hassas denge haklar arasında da mevcuttur. Fazla yakın veya uzak olmak sorun çıkarır. İdeal olan koşulların göz önünde bulundurulmasıyla dengenin sağlanmasıdır.

İyi – Kötü

  1. 1.      Kural: Varlık yokluktan iyidir.

Bu kuralla benzer bir çok önerme kurulabilir. Çokluk azlıktan iyidir buna örnek olabilir.

İnsanlar yaratılışları gereği eşittirler. Fakat sosyal gelişmeler bu eşitlikle farklılıklar meydana getirir. Mesela yenilikler nüfusu artan topluluklar tarafından meydana getirilir. Ekonomik sebepler bu yeniliklerin ortaya çıkmasında etkilidir.

Türkiye’deki ekonomik kalkınmada Demokrat Parti döneminden başlayarak büyük şehirlere göç eden nüfusun payı vardır. Anadolu’dan gelen bu insanlar şehirli nüfusun yapmadığı işleri yapmışlardır. Bugün bile ağır koşullarda yürütülen ve ekonomin lokomotif sektörlerinden olan inşaat sektörü Türkiye’de bu sayede gelişmeye başlamıştır.

  1. 2.      Kural: birlik ayrılıktan iyidir.

Bu kural 1. Kural ile çelişir durumdadır. Zira birinci kurala göre çokluk azlıktan iyi fakat ikinci kurala göre azlık çokluktan iyidir. İki kuralın dengede olması ile adalet sağlanır.

Sosyal adaletten sosyal eşitlik anlaşılmamalıdır. Adalet bahsinde işaret edildiği gibi eşitlik ile adalet farklı kavramlardır.

  1. 3.      Kural: hareket durağanlıktan iyidir.

İnsan ve kainat aşamalı hayatlara sahiptir. İnsan belli bir yaşta doğabilir ve aynı yaşta aynı vasıflarla ölebilirdi. Fakat hücrelerin birleşmesi ve bölünmesi ile başlayan hayatı farklı dönemler içerir. İnsan hayatı biyolojik ve psikolojik bir gelişme sürecidir. Tarihteki gelişmeler de bir insan ömrü gibi olmuştur. Devletler ve medeniyet yavaş yavaş oluşmuş zaman içinde olgunlaşmış ve devamında yaşlanarak yerini kendinden sonra gelenlere bırakmıştır.

  1. 4.      Kural: düzen dağınıklıktan iyidir.

Bu kural güzel çirkinlikten iyidir şeklinde de ifade edilebilir. Zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı şeklinde bir deyim de vardır. Deyim tercihlerin farklılığını yansıtsa da güzellik ölçülebilirdir.

Örnek: Günümüzde güzellik yarışmaları yapılmaktadır. Sonuçlar jürinin takdirine göre belirlenmektedir. İnsan bedeninin ölçüleri ve oranları belli matematik formüller sayesinde standartlar tespit edilir. Katılımcılar arasında standart değerden en az sapma gösteren kişi birinci seçilir. Bu durum sanat eserleri için de geçerlidir.

İnsan hayatı birçok çile ve sıkıntı ile çevrilidir. Rahmetinin sonsuzluğuna inanılan Yaratıcı’nın bu kadar acıya, adaletsizliğe, zulme yaratıcı olmak suretiyle sebebiyet verildiği zaman zaman ileri sürülmektedir. Bu savın temel amacı bahsedildiği gibi sonsuz rahmet sahibi bir Yaratıcı’nın varolmadığıdır. Fakat savın Yaratıcı’nın sonsuz rahmet sahibi olması gerektiği kabulü gözden kaçırılmamalıdır.

İnsan sayılan ilkeler ışığında daha bir hayata için yaratılmıştır. Dolayısıyla ölüm daha iyi bir hayatın başlangıcıdır. Evren için de aynı durum söz konusudur. Diğer yandan bütün canlılar beslenirler ve kendileri de öldüklerinde diğer canlılar için besin olurlar. Dolayısıyla aldıkları kadar verirler de. Besin zinciri açısından canlılar arasında gene denge mevcuttur. Bu varlığın mutlak bir adalet içinde olduğu anlamına gelmez. Eğer böyle olsaydı sosyal hayat ve gelişme olmazdı.

Bir şeyin iyi veya kötü oluşu bu ilkelerle tespit edilir. Sadece tanımla iyi veya kötü tespit edilemez. Zira bir şey her zaman ve koşulda sadece iyi veya kötü değildir.

Örnek: yalan söylemek kötüdür. Ama eşlerin arasını bulmak için yalan söylemek kötü değildir.

Meleke, araç ve müessese

Yukarıda sayılan his, fikir, irade ve ünsiyet insan beyninin özellikleridir. Bu özellikler bazı araçlar ile ifade edilir ve sosyal hayatta müesseseler halinde ortaya çıkar.

Meleke İfade aracı Kurum
1 Fikirler Dil ile ifade edilir Ortak fikirler İlim‘i oluşturur
2 Hisler Sanat ile ifade edilir Ortak hisler Din‘i oluşturur.
3 İrade Teknik ile ifade edilir Ortak irade[1] Ekonomi‘yi oluşturur.
4 Ünsiyet Hukukile ifade edilir Ortak birliktelikler Siyaset‘i oluşturur.

Örnek: bir bardak çayda su, çay ve şeker etkileşim içindedir. Çay renk ve tat verir. Şeker tat verir. Su sıcaklık olarak katılır. Şeker molekülleri ve çayın rengi suyun içinde dağılmış bir haldedir. Su molekülleri bu maddeler ve çevre koşulları ile etkileşim içinde sıcaklıkların kaybeder. Soğuma moleküllerin yavaşlaması ile olur. Bütün moleküller aynı anda aynı hıza düşmezler. Fakat sıcaklık ölçümünde tek bir değer tespit edilir. Aynı durum renk ve tat için de geçerlidir. Birçok farklı etkileşimi biz bir tek değer olarak görürüz.

Örnek: pazara çok sayıda satıcı ve alıcı gelir. Bir birinden bağımsız hareket eden bu aktörler kendi işlemlerini gerçekleştirirken ürünlerin tek bir fiyatı oluşur.

Müesseseler etkileşim sonucunda oluşmaktadır. Ve insanlar ortak değerler etrafında buluşup bu değerlerin devamlılığını sağlarlar.

İlim Metodu

İlim ortak fikirler sayesinde oluşur. İnsanlar fikirlerini diğer insanlarla paylaşır ve bunlar zamanla sosyal nitelik kazanırlar. Doğrulanan bilgiler artık veri kabul edilir.

Kuşlar ve memelilerde de eğitim vardır. Yavrular temel yaşam yeteneklerini kazandıklarında özgür bırakılırlar ve aradaki eğitici – eğitilen ilişkisi sona erer. Eğitimini tamamlayarak kendi başına yaşamaya başlayan birey ebeveynleri ile aynı hayatı yaşar. Herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Arılar yavrularını özenle, karmaşık bir yapı içerisinde yetiştirirler ama yeni nesiller de yalnızca bal yaparlar. İnsanlarda ise dil ile yapılan öğrenim sayesinde gelişme görülmektedir. İnsanlığın şimdiye kadar kat ettiği gelişmeleri sosyal evrim olarak niteleyecek olursak sosyal evrim öğrenim ile mümkün olmaktadır.

İnsan ömrü nominal 100 sene kabul edilebilir. Ve ömür öğrenim açısından 3 evreye ayrılabilir. Esas olan beşiktenmezara kadar öğrenim ve çalışmadır[2].

  1. Öğrenme (yetişme) evresi: Kişi bir amirin yanında çalışır. Bir amir ile ortak üretim yaparlar. Kişi çalışarak öğrenir. Bu dönemde kişi kendi başına içtihat yapamaz. Amirinin yönlendirmesiyle iş yapar.
  2. Uygulama evresi: kişi artık kendi başına çalışmaya başlar. Amiri olmadığı gibi çırağı da yoktur. Şimdiye kadar öğrendikleriyle işlerini devam ettirirken bir taraftan da yeni arayışlar içine girer. İçtihat bu dönemde başlar. Gelişme de bu içtihatlarla mümkün olur.
  3. Öğretme evresi: kişi artık faal olarak çalışamayacağı bir dönemde emekli olur. 63 veya 66 yaş olabilir bu sınır. Fakat bu emeklilik bir köşeye çekilerek iş yapmama, maaş alıp bununla geçinme anlamına gelmez. Kişi bu son evrede artık öğretici olur. Çırağı ile beraber çalışmaya yani üretmeye devam eder. Kendisi doğrudan çalışmaz fakat iş yapması için çırağına rehberlik eder. Böylece tecrübesinin doruğunda olan bir kişi tecrübesiz bir kişi ile tüm birikimini paylaşma imkanı bulur. Bu paylaşımın faal çalışma sürecini tamamlamış bir kişi tarafından yapılması psikolojik olarak da daha kolaydır.

İnsanlar beraber çalıştıkları kişileri kendi rakipleri olarak görürler.  Bu nedenle tüm bilgilerini paylaşmak istemezler. Yakın yaş gruplarında bu gerilim daha net görülür. Aynı şekilde kuşak çatışması da çocuk ve ebeveynler arasında görülür. Aralarında büyük yaş farkı bulunan insanlar arasında rekabet yok denecek kadar azdır. Çocuklar da ebeveynlerinden çok dedeleri ve nineleri ile anlaşırlar. Yukarıda anlatılan çıraklık ve ustalık dönemleri çocukluk ve yaşlılık olarak düşünülebilir. Bu tabloda dedeler ve nineler çocukları yetiştirmektedir. Hayat enerjisi ve yoğunluğu daha fazla olan ebeveynler ise rahatça üretim yapacak şekilde özgür kalmaktadırlar. Öğrenimde devamlılık esastır. Devamlılık da ancak nesiller arası bu tür bir sistemin kurulması ile mümkündür.

Öğrenme ya çalışma ile ya da tecrübeli bir öğreticiden ders alarak olur.

Öğrenimin şatları

  1. Veri toplama: kişi bir konu ile ilgili tüm verileri toplar. Bu süreçte kişi sail (soru soran) konumundadır ve bilgisi olmadığı için hiç kimse ile tartışmaz. Tek amaç konu hakkındaki tüm bilgi ve görüşleri toplamaktır.
  2. Tartışma: veri toplama aşamasında kendini cahil olarak kabul eden kişi sürecin sonunda herkes kadar bilgi sahibi olur. Artık herkesle eşit olduğu için konu hakkında tartışmalara girer. Tartışmanın amacı üstünlük sağlamak değildir. Yalnızca fikirler karşılaştırılır[3].
  3. İçtihat: bir konu hakkındaki tüm verileri toplayıp bilgi sahibi olduktan sonra çeşitli tartışmalara giren ve meseleyi bütün yönleriyle kavrayan kişi o konuda kendisi için artık dünyadaki en büyük alimdir. Başkası farklı düşünüyor olabilir, ama kişi artık o konuda yalnızca kendi görüşüyle hareket eder. İçtihat yapma yetkisi otorite kabul etmeyenlere aittir. Şayet “falanca bu konuda benden daha bilgilidir” diyecek olsa, kişi müçtehit olamaz. İçtihat etmek de müçtehit olmak için yeterli değildir. İçtihat eden, bir meseleyi kafasında çözmüş olur.
  4. Cihat (azm): içtihat yeni bir fikir, yeni bir yol demektir. Toplum yenilikleri genellikle olumlu karşılamaz. İçtihat eden kişi ulaştığı sonucu ne pahasına olursa olsun savunmalı ve asla taviz vermemelidir. Çoğu müçtehit yaşarken takdir görmez, aksine olumsuz tepkilere maruz kalır. Fakat içtihatlarının isabetine göre zaman içinde kıymetleri anlaşılır ve geniş kitleler tarafından kabullenilirler.

[1] “Ne, nasıl, ne miktarda, kim için üretilecek” sorularının ortak cevapları.

[2] Öğrenim ile çalışma arasındaki bağlantıya bir sonraki bölümde değinilecektir. 33’er yıllık bölümler net sınırlar değildir. Bu sınırlar sadece genel kabulleri ifade eder.

  • Çocuk 7 yaşına kadar çalışmaz, annesinin gözetiminde büyür.
  • 7 yaşından başlayarak 10 yaşına kadar birinin nezaretinde ücretli olarak çalışır.
  • 10-15 yaş arasında kendi başına bir işe başlamasa da verilen işi kendi başına devam ettirir.
  • 15 yaşından itibaren de ehliyetini aldığı işte çalışmaya başlar.

İnsan bilgi ve beceri bakımından bir çok farklı şekilde sınıflandırılabilir.

[3] Kendini herkesle eşit görmek gizli bir üstünlük anlamı da barındırır içinde. Fakat buradaki amaç fikirlerin karşılıklı olarak ortaya konmasıdır.

[4] Bediüzzaman, Haşir Risalesi

[5] Türkçede eğitim, öğrenim anlamını da kapsamaktadır. Çalışmamızda da teknik eğitim veya mesleki eğitim gibi özel kullanımlar dışında bu anlamda kullanılmaktadır.

Reklamlar