kalabalık kelimeler

Geziciler ne istiyor?

Kürtler ne istiyor?

Aleviler ne istiyor?

Beyaz Türkler ne istiyor?

İslamcılar ne istiyor?

Nurcular ne istiyor?

Suriyeliler ne istiyor?

Mısırlılar ne istiyor?

Ordu ne istiyor?

CHP ne istiyor?

Aynı kalıbı kullanarak bir sonuca varmaya, olup biteni anlamaya çalışıyoruz. Kuralları baştan belirlenmemiş bir tartışmada kör dövüşü yapıyor, karanlığa küfrederek meçhul cennet ve cehennem senaryolarında savruluyoruz. Varlığımızı perçinlediğimiz savların içi koskoca önyargılarla dolu. Toplumsal karşılaşma çatışma, tartışma ise gürültüye dönüşüyor. İletişimin ön koşulu iletişim kanallarının açık olması iken bu kanallar ön yargılar ve yanlış sorular ile tıkanmış durumda. Aynı odada uyanan, her biri işkence aletlerine bağlı insanlar gibiyiz, ilk yaptığımız şey herhangi bir şey sormadan, tanımadan, dinlemeden, anlamadan, görmeden karşımızdakine saldırmak. Sonunda herkesin canı yanıyorsa, artık kimsenin diğerinden masum olduğu iddia edilemez.

İletişim kanalları genişledi. İletişim sadece on yıl öncesine göre baş döndürücü bir hıza erişti. Ancak iletişim kanalları bugün bize hakikat veya gerçek’ten çok daha fazlasını yorum olarak aktarıyor. Yorum üzerinden oluşan algının sağlıklı olması ise abartılı bir beklenti.

Kavramların içinin büyük oranda boşaldığına şahit oluyoruz. Sosyal bilimcilerin veya sözlüklerin tanımları giderek değerini yitiriyor. Kaldı ki üzerinden anlaşılmış bir dizi kavrama da sahip değiliz.

Bütün bu karmaşa içinde siyasi grupların, ekonomik grupların, medya gruplarının, akademik grupların ve sair baskı gruplarının çıkarları tarafından şekillenen bir gündemle karşı karşıyayız. İngiliz kraliyet ailesinin yeni üyesi ile dünyanın başka bir köşesinde açlıktan, savaştan, hastalıktan ölen bir bebek aynı gündemin parçaları olmuyor. İkisi de aynı değer ve önemde görülmüyor. Hayati olan ile keyfi olan çoğu zaman aynı değeri görmüyor. İktisadın en basit örneğidir; su hayati bir mal iken elmas nadir bulunması ve insanların atfettiği değer yüzünden su ile kıyaslanmayacak kadar pahalıdır. Ne var ki bizim durumumuzda sadece insan’dan bahsediyoruz. İşte bu noktada da bazı insanların daha insan görüldüğü gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Adaletsizlik gittikçe normalleşiyor.

Biz sıradan insanlar da en başta sorulan sorularla olup biteni anlamaya çalışıyoruz. Sorularımız o kadar yüzeysel ki buradan sağlıklı bir cevap almak mümkün değil.

Kürtler, Türkler, Araplar, Çinliler, Batılılar, Ruslar diye bir şey yok mesela.

Aleviler, Sünniler, Şiiler, Hristiyanlar, Yahudiler yok mesela.

Genetik olarak belli bir ırktan olan insanlar var. Belli bir anadili konuşan insanlar var. Belli bir ülkede yaşayan insanlar var. Belli bir partinin üyesi olan insanlar var. Fakat bu dar tanımlar ‘ne istiyor?’ sorusunu cevaplamaya yetmiyor.

Topluluk isimlerini o kadar rahat ve düşüncesizce kullanıyoruz ki, sanki ‘Yahudiler’ diye bir tek kişi varmış gibi rahatça soruyoruz, ‘ne istiyorlar?’ diye. Daha soruyu ‘sen ne istiyorsun?’ olarak soramıyor oluşumuzdan fark etmek gerekiyor yanlışı. Muhatap olmadığımız, görmediğimiz, bilmediğimiz bir kalabalığın ne istediğini çoğu zaman zayıf bir bağlantı üzerinden sorguluyoruz.

Gazete köşelerindeki burç yorumları gibi insanları beş on sınıfa bölerek genel geçer tablolar çiziyoruz. İnsana, insan görüşüne değer verdiğini iddia eden bir çağda bireyi tamamen yok sayıyor ve onu kalabalıklar içinde yok ediyoruz.

Ardından cümleye ‘İslamcılar, Laikçiler, Ermeniler, Araplar’ diye başladığımızda karşımızdaki de ister istemez bir kampa itiliyor. Yahudiler tarih boyunca bir sınıf oluşturmayı başarmışsa dışardan gelen bu kategorilendirmenin payı büyüktür.

Birey bugün yalnızca kendi adına konuşabilir. Ve ancak yalnızca bireyin ne istediğini sorabiliriz. Çünkü henüz ademi merkeziyetçi olarak oluşmuş küçük topluluklar bulunmuyor. Birey’ler belli bir anlaşma etrafında bir araya gelip küçük topluluklar oluşturmadıkça da ne temsil noktasında ne de algı noktasında kimseyi anlayamayacağız. Kendi bulunduğumuz ve kendi algımızı tek doğru kabul ederek geri kalan herkesi düşman olarak yaftalamaya devam edeceğiz.

Özetle kalabalık kelimeler hiçbir şey ifade etmiyor. Bu kelimelerle herhangi bir şeyi anlama imkanımız da yok. Yapılması gereken insanların yaşamada ve çalışmada anlaşıp, dayanışabileceği insanlarla bir sözleşme etrafında bir araya gelerek kendi talep ve isteklerini ilan etmeleridir. Bunun dışında kullanılacak en genel araştırmalar bile sadece birer niyet okuma çalışması olacaktır.

hsnaycn1

Reklamlar