Dosta düşmana karşı

kervan

Her tarafımızı fincancı katırları sarmış. Ne tarafa dönsek kırk katır ile kırk satır arasında tercih yapmak zorundayız. ‘Gerçek’, ‘doğru’ ve ‘hakikat’i dile getirmek için önce cezamızı seçmeliyiz.

Fikir, entel meclislerdeki moda bir aksesuar kadar özgün ancak.

Siyasi partiler eleştirilemez.

Dini cemaatler eleştirilemez.

Ekonomik birlikler eleştirilemez.

İlmi kuruluşlar eleştirilemez.

Develeri için yola çıkan adam gayet samimiydi. Anlaşılabilir bir davası vardı. Kendine ait olanı istiyordu.

Katır sürelerinin sahipleri ise herkesi düşman ilan etmeye dünden hevesli. Kimsenin yanılma ihtimali yok ne hikmetse! Yanlış yapmak, günah işlemek, hata etmek, zarar etmek sadece günahkar fanilere mahsus; Zeus’un ayaklarını yıkadığı bu yüce şahsiyetler bütün hayrın faili, şer ise hep kötü niyetli ‘öteki’lerden geliyor.

Nasıl ki hepimiz nefes denilen bir ölçü ile yaşıyorsak bu hayatı, doğruyu yanlışı ölçecek başka bir ortak ölçümüz yok mu?

Bütün iyi niyet gösterilerimize göre yok demek ki…

Bir şey söylemeden önce niyetini açıklamak, samimiyetini ispatlamak, sevgisini sunmak, adaklar adamak zorunda kişi. Aksi halde tekfir edilmekten kurtaramaz kendisini. Ve mesele sosyal onay değil sadece; zamane kervancıları çok acımasız.

Kervancıların kişilikleri, katırların renkleri, malların cinsi ve ederi hakkında konuşmaya gerek yok. Çünkü sorun onlarda değil bizde. Her savaşta okların ucuna Kur’an sayfaları bağlayan bizlerde. Bu, sahabenin belki de cahiliye tortusuyla giriştiği bir eylemdi; zira vahyin ilk muhatabı bunu yapmak yerine ya elçiler ve mektuplar gönderiyordu tebliğ için.

Derdimizi kaybettiğimiz için elçimiz de mektubumuz da yok artık.

İlk sözden önceki sessizliğe dönecek kadar sözlerimiz tükenmiş ise ne katırları ne de fincancıları düşünmeye gerek yoktur.

Reklamlar