Enkaz

Soma’da yaşanan felaket, ölü sayısı ve buruk hikayelerle sınırlı değil. Her büyük toplumsal olayda yüz yüze gelip de farkına varamadığımız gerçekler tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpıldı. İnsanlar kelimenin en gerçek anlamıyla can derdindeyken toplum olarak akıl tutulması yaşadık.

En başta gördük ki bu ülkede basın diye yıllardır kutsallaştırılan bir şey artık yok; veya hiç var olmamış.  Hükümet taraftarı ve düşmanları olarak iki gruba ayrılmış insanların arada artistik hareketleri de büsbütün mide bulandırıyor. Bilmem hangi dizinin hangi oyuncusunun sosyal medyada yazdığı bir cümle derin bir farkındalık olarak servis edilirken arka fonda hükümet pazarlıkları devam ediyordu. Ve evet; herkesin kendince kutsal tarifini yaptığı gazeteci ve medya mensubu bu ülkede insanların kanı ve gözyaşı üzerinden kar sağlayan bir pazarlamacıdan başka bir şey değilmiş; öğrendik.

İlk günden itibaren iptal edilen politikacı programları bize politikacı denilen insan türünün de pek matah bir şey olmadığını kanıtladı. Başbakan eksenli bir politika hakim Türkiye’ye. Ve insanlar başbakanı sevse de sevmese de artık bu tarafgirliğin bir anlamı yok. İnsanlar başbakanın mehdi veya deccal olmadığını anlamalı artık. Fakat başbakan Türk siyasetindeki en güçlü aktör olduğu sürece bunun mümkün olmadığını bir kez daha görmüş olduk. Ve politikanın insan değil güç odaklı olduğunu yeniden yeniden ve yeniden.

Herkesin kendi kampında uzun uzun anlattığı insani değerlerimizi yitirdiğimiz uzun süredir belli oluyordu. Her toplumsal olayda sosyal medya üzerinden sökün eden nefret söylemleri ve derin cehalet bunun sayısız örneği ile dolu. Ötekileştirilen, istismar edilen gruplar ve olaylar son birkaç yıla damgasına vurdu. Fakat ölü canlar üzerinden devam eden obalar arası savaşa artık tahammül etmek mümkün değil. Elinde ha taş olmuş ha tablet; nefretle atılan Molotof ile twit arasında bir fark yok. İkisi de bir arada yaşamayı imkansız kılıyor.

Alış veriş merkezinin kapısından iş elbiseleriyle alınmayan işçileri ne kadar sevdiğini, onlar için nasıl da üzüldüğünü gösteren ikiyüzlü tavırlarımıza ne demeli peki? Özgürlük naraları atanların tadilat ekipleri binalara yangın merdiveninden girer; şantiyeden çıkıp yemeğe giden işçiler yolda iğreti bakışlarla süzülür; ve hak sahibi insanlar yanında sadece hizmet etmek için vardırlar. Şizofren değiliz; hayır, düpedüz ikiyüzlüyüz!

Osmanlı ekonomisi kapitalizme yenildiğinden beri tek derdi zenginleşmek olan bir toplum olduğumuzu artık akademinin söylemesine gerek yok. Görüldü ki hiçbir ideolojinin adalet diye bir derdi yok. Bütün mesele kimin zengin olacağı. Bu kadar basit. Sol ile sağın varlığını Cemil Meriç’e hayran olduğumuz ergenlik dışında hiç dert etmeden bir sürüye katılmış gidiyoruz işte. Üretim ve bölüşüm sistemlerinin ve adaletin ne önemi var ki? İş adamının Ak Partili çıkması için dua edenler bir yanda çıkmaması için dua edenler diğer yanda; tercihin bir anlamı var mı?

Türkiye’nin dönüştürücü gücü olarak görülen Müslümanlar; peki bize ne demeli ey cemaat? Düzce depremi olduğunda Gölcük’te askerler Kur’an yakarak şeytani toplantılar yapıyorlardı hani, bu sefer ne oldu? Kim ne yakıyordu? Kasetler mi yakılıyordu, oylar mı? Heyhat! Hiçbir peygamber kıssasında hiçbir peygamber müşriklere bu kadar ağır ithamlarda bulunmaz. Gerçi onlar dedikodu yapmaz ve iftira da atmazlar. İyi de bu ülke de hangi dinden olursa olsun inandığı kitaba göre hareket etmiyorsa insanlar inandığını söylemenin ve kutsallar üzerinden bir söylem oluşturmanın anlamı ne? Bir birimizden utanacak kadar temiz değilken hiçbirimiz Allah’tan da utanmaz mı olduk bu kadar?

Ülkenin entelektüelleri, akil insanları, aydınları! Sizler bu cahil gürültüsünde neredesiniz? Anlattığınız evrensel insanlık değerlerinin ne kadar bencil özgürlükler olduğunu defalarca gördük küresel ölçekte. Şimdi kendi içimizde bu kadar ikiyüzlülük bu kadar çürümüşlük varken bizi hangi altın çağa, hangi altın ufka inandıracaksınız? Sessizlik suikastına mı uğradınız, eliniz kolunuz mu bağlandı? Yoksa siz de hiç var olmadınız mı? Yüzyıllardır keçilere çelebilik yakıştıran biz miydik yoksa?

Madem yerin altında mahsur kaldık ve gün ışığını görüp göremeyeceğimizi bilmiyoruz en azından hayaletlerimizle yüzleşelim. Akıl ve ruh sağlığımız için yapalım bunu, hiç değilse.

Reklamlar